Meme Kanseri kadınlarda en sık görülen ve ölüm nedeni olan kanserdir
5. MG ile tarama, meme kanseri mortalitesini azaltmakta,
meme koruyucu cerrahi oranını arttırmaktadır
6,7 Amerikan
Kanser Enstitüsü (NCI), tarama için 40 yaşından itibaren yılda bir mamografi
önerirken, Avrupa birliği Ülkeleri ve Türkiye’de, 50 yaşından
itibaren iki yılda bir kez mamografi ile tarama önerilmektedir
8,9.
Gelişmiş ülkelerde, meme kanseri tanısı alan kadınların %5-7’si 40
yaşın altında ve %25’i premenopozaldir
10. Türkiye’de ise meme
kanserli kadınların %20’sinin 40 yaşın altında, %45’i ise premenopozaldir
10. Ülkemizde nüfusun genç olması ve ailesinde meme kanseri
öyküsü olanların tarama için KETEM’e başvurması genç yaşta
görülen meme kanseri oranının yüksek olmasına neden olmaktadır.
Annesinde ve/veya kız kardeşinde meme kanseri olan kadınların kendisinde meme kanseri görülme riski diğer kadınlara göre 2-3 kat
daha fazladır
11. Bizim çalışmamızda meme kanseri tanısı alan kadınların
%8’i ailesinde meme kanseri öyküsü tanımlamaktadır. Bu
çalışmada ≥40 yaş kadınlardan KMM sonrası MG istendi, meme kanseri
tanısı alan hastalarımızın %12’si <40 yaş, %49’u <50 yaşında idi.
Bahçeşehir’de başlatılan ve hala sürmekte olan toplum tabanlı tarama
sonuçları bu konuda bize yardımcı olacaktır (www.memeder.
org). Bu nedenle mamografik taramanın 40 yaş ve üstünde başlamasının
daha uygun olacağını düşünmekteyiz.
Yüksek rezolusyonlu USG’ nin pratikte kullanılmaya başlanması
ile birlikte, özellikle yoğun memelerde USG de bir meme değerlendirme
modalitesi haline gelmiştir. Ancak, bu konuda yapılmış,
geniş seriler içeren randomize klinik çalışmalara gereksinim ardır.
Mamografi rutin taramada ve meme yakınmaları olanlarda yüksek
özgüllük ve duyarlılık oranlarına sahiptir. USG’nin eklenmesi, mamografinin
duyarlılığını artırmaktadır12,13. Genç yaş grubunda,
memenin yoğun olması, sadece MG ile değil USG ve MRG gibi diğer
tanı yöntemlerinin daha fazla kullanılmasına neden olmaktadır10.
Bizim çalışmamızda meme kanseri tanısı konmuş olan hastaların
dosyalarının incelenmesinde MG’ye ilave olarak 40-49 yaş grubundaki
kadınların %72’sine USG, %55’ine MRG yapılmış olup, 50 yaşından
daha büyük olan kadınlarda bu oranlar sırası ile %36 ve %25’tir.
MRG, bugün MG ve USG’ye ek bir tanı yöntemi olarak daha sıklıkla
kullanılmakta olup, meme görüntüleme yöntemleri içinde en
yüksek özgüllük (%23-80) ve duyarlılık (%83-100) oranlarına sahiptir14,15. Meme lezyonlarının şekil, kontur, boyut gibi morfolojik
özelliklerine ilave olarak, meme parankimi ve bu zemindeki
lezyonların doku perfüzyon karakteristiklerini de fonksiyonel olarak
gösterebilmektedir16. Memedeki kitlenin tanımlanmasında
USG ve MG’nin sınırlı kaldığı durumlarda MRG istenmelidir17,18.
Çalışmamızda anamnez ve memenin fizik muayenesinde kanserden
şüphelendiğimiz hastaların tanısında USG, MG ve MRG den
birisinde kanser şüphesi varlığında meme biyopsisi yapıldı. Meme
biyopsisi yapılan hastaların kayıtları incelendiği zaman MRG, 2007
yılında meme biyopsisi yapılan hastaların hiçbirine yapılmamış
iken, 2008 yılında %4’üne, 2009 yılında %14’üne, 2010 yılında ise,
%90’ına yapıldı. MRG yapılan hastaların %54’ünde meme kanseri
tespit edildi. USG negatif MG negatif 2 hastada MRG ile meme
kanseri tespit edildi. Ayrıca, MRG 5 hastada hastalığın multifokal
olduğunu saptadı.
Memenin fizik muayenesi ve radyolojik tetkikleri sonucunda
BIRADS-4 ve 5 olarak saptanan tümörler palpabl ise tru-cut biyopsi,
non-palpabl ise görüntüleme eşliğinde biyopsi önerilmektedir19. Eksizyonel biyopsi, daha sonra meme koruyucu cerrahi yapılması
planlanan hastalarda bu tedaviyi güçleştirmekte, kozmetik
sonucu olumsuz etkilemektedir. Yaşa ve kitlenin özelliklerine göre
yapılacak doğru ve yeterli bir inceleme kanser saptanma oranını
artırırken, gereksiz test ve girişimleri de azaltmaktadır20. Bizim
çalışmamızda meme kanseri şüphesi ile 2007 ve 2008 yıllarında
hastaların yarısına eksizyonel biyopsi ile tanı konulmuşken, 2009
ve 2010 yıllarında hiçbir hastaya eksizyonel biyopsi yapılmamıştır.
Ayrıca merkezimizde çalışanların eğitim aldıkları 2009 ve 2010 yıllarında
non-palpabl olup görüntüleme eşliğinde biyopsi yapılan
hastaların oranları da %67 ve %82’ye ulaşmıştır.
Tru-cut biyopsi, bugün meme kanseri tanısında en fazla tercih edilen
yöntemdir. Yeterli doku örneği elde edilmesi, hızlı tanı konması,
reseptörlerin belirlenebilmesi, açık biyopsiye göre daha ekonomik
olması gibi avantajları vardır. Palpasyonu güç olan tümörlerde
USG eşliğinde tru-cut biyopsi yapılması yanlış negatiflik oranı %2’ye
düşürmüştür21. Bu yöntemle tanısı kesinleşmiş hastalarda, ameliyat
sırasında cerrahi sınırın belirlenmesi ve meme koruyucu cerrahi
yapılması daha kolay olacak, daha iyi kozmetik görünüm elde edilecektir.
Bu uygulamayla açık biyopsiden farklı olarak lenf kanalları
nispeten sağlam kaldığı için, sentinel lenf nodülü biyopsisi yapılması
da güç olmayacaktır21,22. Bizim çalışmamızda 2007 ve 2008
yıllarında tanı alan meme kanserli hastaların %80’i Evre I ve II olmasına
rağmen, bu hastaların tamamına modifiye radikal mastektomi
ameliyatı yapılmıştır. Ancak, 3 Şubat 2009 tarihinden itibaren haftalık
meme konseyinde meme kanserli hastalar değerlendirildikten
sonra 2009 yılında Evre I-II meme kanserli hastaların %29’una, 2010
yılında ise %27’sine meme koruyucu cerrahi yapılmıştır.